Tarihte Türk Yahudi Savaşı Yaşandı mı?
Türklerin ve Yahudilerin tarihi incelendiğinde, iki milletin karşı karşıya geldiği büyük, topyekûn ve doğrudan bir Türk-Yahudi Savaşı olmadığı görülür. Tarih boyunca Türkler ve Yahudiler genellikle barışçıl, ticari ve diplomatik ilişkiler içinde olmuşlardır. Özellikle Osmanlı döneminde, 1492 yılında İspanya’daki engizisyon zulmünden kaçan Yahudilere Osmanlı’nın kapılarını açması, bu köklü ilişkilerin en önemli insani ve tarihi örneklerinden biridir.
Ancak, tarihin satır aralarına bakıldığında doğrudan iki milletin resmi bir savaşı olmasa da dolaylı cepheleşmeler, küçük çaplı çatışmalar ve istisnai askeri durumlar yaşanmıştır. Türk-Yahudi ilişkilerindeki askeri ve istihbari kırılma noktaları tarihsel süreçte şu şekilde özetlenebilir:
Hazarlar ve Yahudiliğin Kabulü Dönemi
1 ve 11. yüzyıllar arasında Karadeniz’in kuzeyinde ve Kafkaslarda hüküm süren Hazar Kağanlığı, yöneticileri ve elit tabakası Yahudiliği yani Museviliği seçmiş tarihteki tek Türk devletidir. Hazarlar, o dönemde ne bölgedeki Yahudilerle savaştı ne de Yahudilik onlara kılıç zoruyla geçti. Aksine Hazar Türkleri, Bizans İmparatorluğu’nun Hristiyanlık baskısına ve Abbasi Halifeliği’nin İslam vizyonuna karşı dengeli ve bağımsız bir güç olarak kalabilmek adına bu dini stratejik bir kararla seçtiler.
Ancak Hazarlar Musevi olduktan sonra, Doğu Avrupa’da Hristiyan Bizans ve Rus knezlikleri ile çok sayıda büyük savaşa girdiler. Bu savaşlar her ne kadar toprak ve ticaret kaynaklı siyasi mücadeleler olsa da teknik olarak Musevi bir Türk devleti ile Hristiyan dünyasının dolaylı savaşı olarak tarihe geçmiştir.
Osmanlı Dönemi ve Akdeniz’deki Çatışmalar
1. yüzyılda İspanya ve İtalya’daki engizisyondan kaçıp Osmanlı topraklarına sığınan Yahudilerden bazıları, İspanyol Krallığı’ndan intikam almak amacıyla Osmanlı donanmasına katılmıştır. Bu kişiler, Akdeniz’deki Türk denizcileri ve korsanlarıyla, özellikle Barbaros Hayreddin Paşa döneminde ortak düşmana karşı birlikte hareket etmişlerdir.
Bu dönemin en ünlü örneği, Yahudi asıllı denizci Sinan Reis’tir. Büyük Yahudi olarak da bilinen Sinan Reis, Osmanlı donanmasında amiralliğe kadar yükselmiş, Preveze Deniz Muharebesi gibi tarihi savaşlarda Türk saflarında Haçlı ittifaklarına karşı savaşmıştır. Burada Yahudiler Türklerin düşmanı değil, doğrudan silah arkadaşı olmuşlardır.
Birinci Dünya Savaşı: Filistin Cephesi ve Casusluk Çatışmaları
Türkler ile Yahudi gruplar arasındaki en somut, gerilimli ve doğrudan çatışmalar Birinci Dünya Savaşı sırasında, özellikle Sina-Filistin Cephesi’nde yaşanmıştır.
Filistin’de yaşayan bazı siyonist Yahudiler, savaş sonrası bölgede bağımsız bir Yahudi devleti kurulması vaadi karşılığında İngiliz istihbaratıyla işbirliği yaptı. Bu amaçla NİLİ adlı bir casusluk şebekesi kuruldu. Örgüt, Osmanlı ordusunun ve özellikle Cemal Paşa komutasındaki birliklerin lojistik ve askeri hareketlerini İngilizlere sızdırarak Filistin Cephesi’nin düşmesinde rol oynadı. Osmanlı istihbaratı bu örgütü çökertti ve yakalanan Yahudi casuslar idam edildi.
Aynı dönemde İngiliz ordusu bünyesinde, tamamen Yahudi gönüllülerden oluşan askeri birlikler kuruldu. Bu birliklerin bir kısmı Siyon Katır Birliği adıyla Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı askeriyle karşı karşıya geldi. Daha sonra büyüyerek Yahudi Lejyonu adını alan bu askeri yapılar, Filistin Cephesi’nde Osmanlı-Türk askerine karşı doğrudan silahlı çatışmalara girdi. Bu durum, tarihte Türkler ile Yahudilerin düzenli ordular çatısı altında doğrudan çarpıştığı ender anlardandır.
Modern Dönem: İsrail’in Kuruluşu ve Diplomatic Krizler
1948 yılında İsrail Devleti kurulduktan sonra Türkiye, bu devleti resmi olarak tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu. İki ülke uzun yıllar askeri, istihbari ve diplomatik müttefiklik yaptı. Türkiye Cumhuriyeti ve İsrail Devleti resmi olarak hiçbir zaman birbirine savaş ilan etmedi. Ancak gayriresmi veya dolaylı olarak şu sıcak olaylar yaşandı:
1948 ile 1973 yılları arasındaki Arap-İsrail Savaşları’na Türkiye askeri olarak dahil olmadı. Ancak Türkiye’den giden bazı sol görüşlü gençler veya İslami duyarlılığa sahip gönüllüler, Filistin saflarında İsrail ordusuna karşı savaştı ve bu çatışmalarda hayatını kaybeden Türk vatandaşları oldu.
2010 yılında yaşanan Mavi Marmara krizi ise ilişkilerin en gerilimli noktası oldu. Gazze’ye insani yardım götüren Türk bandıralı Mavi Marmara gemisine İsrail komandoları uluslararası sularda askeri baskın düzenledi. Olayda 10 Türk vatandaşı hayatını kaybetti. Bu gelişme, iki ülke tarihindeki en sıcak askeri kriz olarak kayıtlara geçti ancak resmi bir devlet savaşına dönüşmedi.
Özetle
Tarihsel veriler ışığında, Türkler ve Yahudiler hiçbir zaman kitlesel ve topyekûn bir devlet savaşına tutuşmamışlardır. Karşı karşıya gelinen nadir anlar; Birinci Dünya Savaşı’ndaki yerel casusluk faaliyetleri, İngiliz ordusu komutası altındaki Yahudi lejyonlarının Osmanlı’ya karşı savaşması ve modern dönemdeki dönemsel askeri ya da diplomatik krizlerle sınırlı kalmıştır.